
Sorumlu bir LGS annesi olarak kızımı dershanesine bıraktım. Kendim de kahvemi aldım, bilgisayarımı açtım. Caddeyi en güzel yerinden gören bir kafede en ön masayı kaptım. Karşımda çoğu international yeni yeni mağazalar Pandora, So Chic Columbia falan… Bir tek geçmişten kalan Kızılkayalar tam çaprazımda.
İçim burkuluyor biraz… Yok yok baya hüzünleniyorum. Oysa So Chic’in olduğu yerde eskiden Oktay Müzik Evi vardı.
Güneşli bir kış günü, Depeche Mode’un Black Celebration albümü yeni çıktığı yıllar, galiba 1986 falan… Bir öğleden sonra cadde (Bağdat Caddesi) turlarımıza Şaşkınbakkal Kazım Kulan Pasajı önünde buluşmak suretiyle başlamışız. Hiç oturmadan kaç tur atacağımız ve ne kadar çok üşüyeceğimiz henüz belli değil. Birkaç adım sonra plakçıdan gelen “Never let me donw again” ile kendimizden geçiyoruz. Sanki Dave Gahen (Depeche Mode’un solisti) o an karşımızda canlı olarak şarkıyı icra ediyor. Üstelik dışarı çıkmadan önce de evde 35 kere falan dinlemişiz bütün albümü… Ama işte plakçıdan gelen müzikle Cadde’de havalı havalı yürümek daha bir hoş oluyor demek ki.
Şimdi aklıma geldi de Caddeye çıkmadan önce, aslan yelesi şeklinde kesilmiş saçlarımızı Bonnie Tyler ya da Kim Wilde gibi havalandırıp şekillendirmek için ayna karşısında saatlerimizi geçiriyoruz. Jöle olayı o yıllarda yeni çıkmış; maazallah başımıza biri yanlışlıkla elini sürse saçlar kirpi gibi eline batacak o vaziyette hazırlanıp çıkıyoruz caddeye. Ve tabi en büyük endişemiz yağmur yağması. Soğuk olayına karşı tedbirliyiz de yağmur bizi bozuyor. Şemsiye kullanmak da olmaz ne o yaşlılar gibi.
İşte şimdi o yaşlılar gibi dediğim kimselerin yaşındayım. Corona diye bir virüsün dünyayı kasıp kavurduğu 2020 yılında, Suadiye Sineması, Nezih Kitapevi ve Gönül Kuruyemişçisinin yerine açılan yine uluslararası bir kafeler zincirinin (Cafe Nero) masasında beni boğan şu maskeyi takmış, bilgisayarımda bu yazıyı yazıyorum. Ben büyümüşüm, evlenmiş anne olmuşum. Kızım tam da benim saçlarımı yapıp caddeye çıktığım yaşlarına gelmiş.
Ben hüzünlenmeyeyim de de kim hüzünlensin?
