
Hatırlayan var mıdır hiç sanmıyorum. 80’li yıllarda Cadde’de Keremoğlu diye bir kafe vardı. Asık suratlı yaşlı garsonların, fincanları kafanıza atarcasına servis yaptıkları; sipariş verirken “boza mı içsek yoksa salep mi?” diye biraz fazla düşünseniz, bu garsonların sert bakışları altında strese girdiğiniz bir mekan…
Soğuk kış günlerinde Şaşkınbakkal – Ethem Efendi parkurunu 3 saat!! turladıktan sonra, üşümüş ve yorulmuş olarak kendimizi Keremoğlu’na atardık. İçerisi her zaman sıcak ve kalabalık olurdu ve atmosfer orada hep tarçın ve vanilya kokardı. Yaş ortalaması yüksekti; yani bizim gibi teenager’ların, anne-baba, tanıdık kimselerle karşılaşmak endişesiyle çok tercih etmedikleri bir mekandı. Ama kainatın en güzel sahlep’i işte orada yapılırdı.
Sonra Kristal (Kristal Büfe) vardı. Biz kızlar kibarlıktan birer hamburger birer ayran alıp en fazla yarım saat dinlenip yürümeye devam ettiğimiz mekan… Ama sonradan eşimden öğrendiğime göre, erkeklerin grup halinde gidip, bir kolayı ortaya koyup, onu damıtmak suretiyle 2 saat oturmak gibi bir racon varmış. Hala daha evrenin en güzel ıslak hamburgerinin 80’lerde ve Kristal’de yapıldığına inanıyorum.
80’lerin sonunda Opera (Opera Pastanesi) açıldı. Caddede bomba etkisi yarattı. Çünkü merkez kaymıştı. Esasen biraz daha hali vakti yerinde olanlar takılırdı. Ama önünde bir kalabalık… bir kalabalık… Bir bakıma içeride yer bulamayanlar masa boşalmasını dışarıda beklerdi. Öte yandan şu an sıra bekliyormuş da, az sonra içeri girip oturacakmış efekti vermek isteyenler de bu kalabalıkların arasında dikilirdi. Ama sonra silindi gitti.
Başka neler neler… Caddenin, gidiş geliş iki yönlü olduğunu hatırlayan var mı? ve de muhtelif yerlerinde üst geçitlerin olduğunu?. En güzel üst geçit Ethem Efendi’de Mudo’nun köşesindekiydi. Karanlık yüzlü birseydi ama üzeri kapalıydı diye biz en çok onu severdik. Tam ortasında durup aşağıdan geçen rengarenk dolmuşlara bakardık. Evet evet o yıllarda dolmuşlar eski model Amerikan arabalarıydı ve rengarenk olurdu. Ve sarı dolmuş / minibüs kelimesi terminolojimize henüz girmemişti. Ne kadar nostaljik. Teyzeme gitmek için Şaşkınbakkal’da Sini’nin (Sini Pastanesi) önünde durup, işte bu dolmuşlara sağ elimizin işaret parmağını yukarı doğru sallamak suretiyle özel bir işaret yapıp, kısık sesle “Üstbostancı” derdik. Oldukça nadir bulunan bu dolmuşlar, Suadiye Vakkorama’nın oradan yukarı Emin Ali Paşa Caddesine dönerdi.
Falan filan… işte bir fincan salepin düşündürdükleri…
